![]()
![]()
RECEP İVEDİK
Tür : Komedi
Gösterim Tarihi : 22 Şubat 2008
Senaryo : Serkan Altuniğne, Şahan Gökbakar
Yönetmen : Togan Gökbakar
Müzik : -
Yapım : 2008, Türkiye
Oyuncular : Şahan Gökbakar, Fatma Toptaş, Hakan Bilgin, Tuluğ Çizgen, İsmail Hakkı Taslak
Adamın
biri yolda cüzdanını düşürür, başka bir adam tam cüzdanı kapıp
kaçacakken Recep İvedik onunla mücadeleye girer. Sonunda, sahibine
teslim etmek üzere, evsiz adamın elinden cüzdanı almayı başaran Recep
İvedik kafasını çevirdiği anda cüzdan sahibinin çoktan gittiğini
farkeder.
Akşam evinde televizyon seyreden Recep İvedik,
cüzdanın Antalyalı çok önemli bir iş adamına ait olduğunu öğrenince
arabasına atlar ve güneye doğru yola koyulur. Yol boyunca birbirinden
komik sürprizlerle karşılaşan Recep İvedik en sonunda Antalya’ya
varmayı başarır ve cüzdanı turizmci Muhsin Bey’e teslim eder.
Tam
otelden ayrılacakken çocukluk aşkı Sibel’in bir tur otobüsünden
indiğini farkeder. Artık Recep İvedik’in tek bir amacı vardır;
kendisini tanımayan, hatta hatırlamayan Sibel’e kendini beğendirmek...
Filmin Offical Sitesi : http://www.recepivedikmovie.com/
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kurgu Türleri
Derleme Kurgu: Farklı planların bağımsız olarak, devamlılık kuralına uyulması gerekmeden bağlanması ve öykünün anlatılabilmesi derleme kurgu ile gerçekleşir. Temel olarak belgeseller bu biçimde bağlanır. Derleme kurguda amaç, öyküyü belli bir mantık çerçevesinde anlatabilmektir. Planların birbirlerinin kesintisiz devamı olarak görülmeleri gerekmemektedir. Hareket sürekliliği de o kadar önemli değildir. Kimi video klipler ve deneysel filmler de bu yöntem ile kurgulanabilir.
Kesintisiz Kurgu: Bu kurgu yöntemi daha çok kurmaca sinema yapıtları için kullanılır. Farklı ölçeklerde çekilmiş ve sahneleri oluşturan planlar bu kurgu yöntemi aracılığı ile ardı ardına bağlanır ve birbirlerini izleyen saniyelermiş gibi görünürler. Bu biçimde seyirci filmi olaydan kopmadan, her görüntü birbirinin ardı sıra çekilmiş gibi algılamaktadır. Burada ışığa, hareketin devamlılığına, oyuncuların giysi ve tutarlılıklarına dikkat etmek gerekmektedir. Planlar arası geçişlerde oyuncu hareketleri, bakış açıları çok önemlidir. Aksi durumda devamlılık sağlanamaz. Kesintisiz kurguda planları ardı ardına değil bir hareket bütünü olarak algılamak gerekmektedir.
Almaşık Kurgu ( Cross Cutting): Zamansal gelişimi vurgulayabilmek için yapılan bir kurgu çeşitidir. Birbiriyle bağlantılı çekim parçaları art arda kurgulanarak çeşitli olguların parçaları iç içe geçer.
Anlıksal Kurgu ( Intellectuel Montage): "S.Eisenstein'ın ileri sürdüğü kurgu çeşitlerinden biri. Anlıksal çeşitten seslerin ve üsttitremlerin, kendilerine uygun düşen anlıksal duygulanmaların birbiriyle çatışacak biçimde yan yana getirilmesine dayanır. Eisenstein, bu kurgu aracılığıyla sinemada en soyut düşünceleri bile izleyiciye sunabilmeyi erekliyordu. Böylelikle sinema tıpkı dil gibi tüm soyut kavramları aktarabilecekti"
Bağlantılı Kurgu ( Relational Editing): Çekimleri arasında çağrışım oluşturacak biçimde düzenleyerek gerçekleştirilen kurgu.
Benzetmeli Kurgu ( Editing by Analogy): İki çekimin ortaya koyduğu kavramlar arasındaki herhangi bir andırıştan yararlanarak bir düşünceyi, daha iyi anlatmayı sağlayan kurgu.
Bireşimci Kurcu ( Synthetic Editing): Uzun çekimlerden oluşan kurgu.
Çözümleyici Kurgu ( Analythic Editing): Sahnenin çok kısa çekimlere bölünmesi.
Devingen Kurgu ( Dynamic Cutting): Giderek hızlanan, ritmi artan kurgu.
Durgun Kurgu ( Static Cutting): Gittikçe yavaşlayan, ritmi düşen kurgu.
Elektronik Kurgu ( Electronic Editing): Video veya sayısal ortamda yapılan kurgu.
Girişik Kurgu ( Non-Linear Editing): Videoda, değişmesi gereken kurgulanmış bir bölümü, diğer kurgulanmış bölümlere zarar vermeden değiştirilebilen kurgu yöntemi.
Görsel-İşitsel Kurgu ( Audio-Visual Montage): Ses ile görüntü arasında olması gereken eşlemeden ayrı olarak örgensel (çok sesli kurgu) bir bağın da gerçekleşmesi gerektiğini savunan S.Eisenstein'in kurgu yöntemlerinden biridir.
Hızlı Kurgu ( Fast Cutting): Çok kısa çekimlerin birbirini izlemesinden oluşan kurgudur.
Yavaş Kurgu ( Slow Cutting): Çok uzun çekimlerin birbirini izlemesinden oluşan kurgudur.
Ayrıca İç Kurgu, Karşılaştırmalı Kurgu, Koşut Kurgu, Ölçümlü Kurgu, Tartımlı Kurgu, Titremsel Kurgu, Üsttitremsel Kurgu, Yinelemeli Kurgu gibi kavramlar da video ve film kurgusunda kullanılan çeşitli yöntemlerdendir.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Fransız sinemasının geleneksel türleri – polisiye,komedi,toplumsal drama, kostümlü filmler v.b-- dönem boyunca gelişmeye devam etmelerine ve bir bütün olarak, diğer Avrupa sinemalarındaki eşdeğerlerinden çok daha iyi durumda kalmalarına rağmen Fransız sinemasındaki en çarpıcı gelişme, özellikle Yeni Dalga yıllarındaki auteur filmlerinin çoğalışıydı.
Açık sözlü François Truffaut ve Cahiers du cinema'daki arkadaşlarının öncülük ettiği Yeni Dalga, 1950'lerin formülcü ve stüdyo bağımlısı olduğu için kınanan anaakım “kalite geleneği” ne bir tepkiydi. 1959'un başında ilk uzun metrajlı filmlerini piyasaya sürdüklerinde medyanın dikkatini çekip Yeni Dalga'yı başlatan ilk iki Cahier eleştirmeni, Le Beau Serge (Yakışıklı Serge, 1958) ve Les Cousins ( Kuzenler, 1959) ile Claude Chabrol ve Les Quatre cents coups (400 darbe,1959) ile Truffaut'ydu. Onları L'Eau a la bouche (Altı aşık için bir oyun,1959) ile Jacques Doniol-Valcroze ve A bout de souffle ( Breatjless,1959) ile Jean Luc Godard gibi diğer Cahier eleştirmenleri izledi. Cahier yönetmenlerinin bu ilk filmlerinin ortak yanları, anaakım sinemanın “kuralları” na kayıtsız bir yaklaşım, daha serbest bir kurgulama biçimi ve gevşek bir şekilde oluşturulmuş senaryolardı. 1959 ve 1960 yılları, Cahiers grubundan olmayan başka yeni yönetmenlerin ilk ya da ikinci uzun metrajlı filmlerinin, özellikle Alain Resnais'nin Hiroshima mon amour' unun (1959) piyasaya çıkışına da tanıklık etti ve “Yeni Dalga” terimi, çoğu oldukça geleneksel veya (Hiroshima'da olduğu gibi) biçimsel yeniliğe geçişte çok sakin ve bilinçli olmasına rağmen ayrımsız bir biçimde bunların tümünü kapsayacak şekilde kullanıldı.
Claude Chabrol, Yeni Dalga yönetmenlerinin en verimlisiydi ve çoğu psikolojik gerilim türünde bir dizi başarılı filme anaakım sinemaya geçen ilk yönetmendi. İğneleyici nükte parıltılarıyla mayalanan Chabrol'un tür filmleri, onun küçük burjucaziye yönelik alaycı tiksintisini ( La Femme infidele, Sadakatsiz Kadın !968; Les Noces rouges, Kızıl Düğün 1972) ve ister dalavereci ( Violette Noziere, 1977) ister kurban ( Le Bouvher, Kasap 1969) olsunlar, kadınlara sağduyudan yoksun bakışını yansıtır.
Jacques Rivette'ninse, aksine, Cahiers grubunun en verimsiz üyesi olduğu anlaşıldı. Çok uzun ve büyük ölçüde deneysel olan filmleri kurgusal ile belgesel karışımıdır, doğaçlamaya dayanır ve Godard gibi bizi bir anlatı sürecinden çok bir göstergeler sistemi olarak film üzerinde düşünmeye davet ederek, yönetmen ile oyuncu veya sanatçi ile model arasındaki ilişkiyi araştırır.
Cahiers grubunun en yaşlısı Eric Rohmer, filmlerinde sürekli ayırt edilebilir bir kişisel evren oluşturdu. Karakterlerinin, özellikle kadınların, kent ile kır, iş ile tatil, aile ile kişisel bağlılıklar arasında gidip gelen duygularını, cinsel dürtülerini, tereddütlerini ve ahlaki ikilemlerini, Amerika sinemasında hayran olduğu “ ekonomi sanatı” ve “zarif ağırbaşlılık” ve aldatıcı basitlikle inandırıcı bir biçimde betimler. İlk başarısı Ma nuit chez Maud da (Maud'da geçen gecem, 1969) dir. Filmleri çoğunlukla konuşmanın hakim olmasına karşın fazlasıyla sinematografik kalmışlardır.
1973'de Henri Langlois ile birlikte Cinematheque Française'yi kuran Georges Franju, 46 yaşında ilk uzun metrajlı filmi Duvarlara Vurulan Baş'ı (1959) yönetmeden önce birçok dikkate değer belgesel çekmişti. 1960'lar ve 1070'lerin başında, Louis Feuillade' ye övgü niteliğindeki Judex (1963) dahil, başka uzun metrajlı filmlerde yaptı. Hem uzun metrajlı hem de belgesel filmleri, güçlü gerçeküstü tonları bulunan kasvetli, loş bir dünya yaratır, ama yine de belgeselleriyle anılacaktır.
Franju gibi Alain Resnais de belgesel sinemacı olarak işte başlamıştı. 1950'lerdeki dikkate değer kısa filmlerinden bazılarının teması olan geçmiş ile şimdi, bellek ile imgelem arasındaki ilişki, ilk uzun metrajlı filmlerinin bel kemiği olmuştur. Sonraki filmleri, dönemin yeniden inşası hakkındaki Stavisky (1974) ve hipnotik “filme alınmış tiyatro” Melo'dan (1985) inandırıcı bir şekilde söylemsel Mon oncle d'Amerique (1979) kadar konu ve ton açısından büyük bir çeşitlilik gösterir. Filmlerinin ortak yanı, sinemacının ve izleyicinin bilinçdışını araştırmaya yönelik kendini itiraf girişimindeki aşırı biçimsel bit titizliktir.
Agnes Varda yönetmenlik faaliyetlerini oldukça bireysel kimi belgeseller ve uzun metrajlı filmler olarak ikiye ayırmıştı: “Gerçek zaman” da çekilen Cleo de 5 a 7 (1961) ve trajik Sans toit ni loi (Serseri,1985) ; ikisi de feminist konuları tuhaf ve dolambaçlı bir biçimde ele alır. Bunların yalınlığı Le Bonheur (Mutluluk,1964) ve L'Une chante, I'autre pas'nın (Biri Şarkı Söylüyor, Diğeri Değil, 1976) parlaklığıyla karşıtlık oluşturur.
Louis Malle, Cahiers grubuyla çok az ilişkisi olmasına rağmen genellikle Yeni Dalga ile bütünleştirilir. Protean kariyerine Jeanne Moreau'nun kariyerini de başlatan zarif polisiye L'Ascenseur pour l'echafaud (İdam Sehpası,1957) ile başladı. Yine başrolde Moreau'nun oynadığı ikinci filmi Les Amants (Aşıklar,1958) genç bir annenin alaycı sadakatsizliğini anlatıyordu ve o dönem için açık cinsel betimlemeleriyle bir skandala neden oldu. Ve Tanrı Kadını Yarattı gibi Les Amants da genç bir yönetmen tarafından yapılan, tartışma yaratan, yenilikçi ve düşük bütçeli bir filmin gişede başarılı olabileceğini kanıtlayarak Yeni Dalga filmlerinin işini kolaylaştırdı. Malle tabu konulara daima eğilimli oldu. Savaş sırasında Nazilerle işbirliği yapan Fransızlarla ilgili sessizliği de bozdu; işbirlikçileri insan olarak gösteren Lacombe Lucien (1974) için bu dönemi bir arkaplan olarak kullandı.
1958 ile 1962 arasında ilk uzun metrajlı filmlerini yapma şansı bulan doksanyedi yönetmenin çoğu hiçbir başarı elde edemeyip geride bir iz bırakamadan yok olup gitti. Jean-Gabriel Albicocco [La Fille aux yeux d'or (Altın gözlü kız),1960], Jacques Rozier (Adieu Philippine,1962). Alain Jessua (La Vie a l'envers ,1964) ve Henri Colpi (Une aussi longue absence, 1961) gibi bazıları da aslında bir iki filmle anımsanır.
Daha sağlam kariyere sahip yönetmenler arasında Jackques Demy ve Alain Cavalier, belkide en özgünleriydi. Demy'nin Max Ophlus'a hayranlığı, set tasarımına gösterdiği özen ve mizansen'inin müzikselliğinde görülür: İlk uzun metrajlı çıkış filmi Lola (1961) Ophlus' a adanmıştır. Çok tutarlı dünyasının niteliği, bir tür nostaljik melankoli, oyuncu-şarkıcı Yves Montand'ın kendisini oyanadığı son filmi Trois places pour le 26'da (26. için üç koltuk,1988) kendini gösterir.
Ünlü çağdaş romancıların sadece senarist olarak değil yönetmen olarak da işin içine girişleri, o yıllardaki Fransız film kültürünün gücünü göstermekteydi. Yeni roman temsilcisi ve Marienbad' da Geçen Yıl' ın senaristi Alain Robbe-Grillet, doğallıktan yoksun erotizmi sinemacılık kariyerinin laytmotifi haline gelecek L'lmmortelle (1962) ile yönetmenliğe yöneldi. Hiroshima mon amour'un senaristi romancı Marguerite Duras, La Musica (1966) ile modernliği ve özellikle sesle olan deneyciliğiyle öne çıkan sinematografik bir uğraşa başladı. Natüralist olmayışı ve yineleyici açıklamaları kullanışlı, belki de romanın bir araç olarak filme üstünlüğüne inancını yansıtır.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kurguyu öğrenmek isteyen ve kurguya başlayacak kişiler, sinema filmlerini, televizyon dizilerini, reklam filmlerini ya da klipleri seyirci gözüyle izlemekten kurtulmalıdır. İzleyicinin rahat koltuğundan kalkıp çekilmiş yapıtları derinlemesine inceleyip bir başka değişle mutfağına geçmesi, onları bir bütün olarak değil de, oluşturulan parçalarıyla birlikte ayrı ayrı algılayabilmesi gerekmektedir. Bir filmi tasarlamak, çekebilmek ya da kurgulamak için filmi oluşturan ögelerin iyice tanınması ve kavranması söz konusudur. Çekilen bir yapıtı oluşturan üç temel öge bulunmaktadır : Plan, Sahne, Sekans.
Plan: Film çekimlerimlerinde kameranın kayda başlaması ve kayıttan çıkışı arasında kaydettiği bölümdür. Başka deyişle kameranın kayıt tuşuna basıldığı ilk andan, kayıttan çıkmak için aynı tuşa basıldığı ana değin objektifin önündeki hareketli ya da durağan nesnelerin kaydıdır. Planları ayıran tek özellik, kameranın kesme yapması yani başlayıp bitmesidir. Planlar, çekildikleri kameranın açısına, çekildikleri kameranın hareketine ve çekimin ölçeğine göre adlandırılırlar. Örneğin " kısa plan ve hızlı kurgu sinemanın daha ilk dönemlerinde, Eisenstein'da, Vertov'da ve benzerlerinde yaratıcı ve filmin anlam dağarcığını genişletici bir üslupla kullanılmıştır."
Sahne: Filmlerde ya da çekilmiş diğer yapıtlarda mekan ve zaman bütünlüğü olan bölümlerdir. Temel noktası zamanın ya da mekanın hiçbir zaman değişmemesidir. Senaryonun ve filmin sahnelere bölünmesinin en temel amacı, sözkonusu yapıtların çekiminde ve özellikle kurgularında kolaylık sağlamaktır. Aynı mekanda geçen sahneler film çekimlerinde birbiri ardına birlikte çekilirler. Yapılacak işi programlarken hazırlanacak sahnenin mekanına ya da zamanına dikkat edilir. Sahnenin değişmesi demek, mekanın ya da zamanın değişmiş olması demektir. Bir başka deyişle sahneler, birbirleri ardına eklenmiş planlardan oluşmaktadırlar ve olaylar aynı mekan içinde aynı zaman diliminde geçmektedir. Oyuncuların giysileri bile değişmemektedir.
Senaryoda sırasıyla sahne numarası, çekileceği mekan, iç ya da dış mekan oluşu ve gece ya da gündüz oluşu bir başka deyişle sahnenin zamanı yer alır. Örneğin Haydarpaşa limanında bir çekim yapılırken :
1. Haydarpaşa Limanı Tır Parkı Dış/Gece
Sahne Numarası: 1- Mekan: Haydarpaşa Limanı Tır Parkı - Çekim Alanı: Dış Çekim - Zaman: Gece.
2. Liman Binası İç/Gece
Mekan değiştiği için sahne atlar. 2. sahneye geçilir.
3. Liman Binası İç/Gün
Zaman değiştiği için sahne atlar. 3. sahneye geçilir.
Sekans: Filmin kendi içerisinde anlam bütünlüğü olan bölümlerine verilan addır. Sekanslar kendi içlerinde anlattıkları bir konuyu alıp bitirirler. Sekanslar filmin içerisinden çıkartılıp kendi başlarına izlenseler de anlamlı, kopukluk yaratmayan bölümlerdir. Bir film, giriş sekansı, final sekansı, gibi bölümlerden oluşur. Örneğin polisiye filmlerde takip sekansları vardır. Her sekansın başlama, gelişme ve bitiş noktaları bulunur. Her sekans kendi içinde bir dramatik yapı içermektedir.
Bir sekans tek bir sahneden oluşabileceği gibi bir çok sahnedende oluşabilir. Aynı biçimde sekans tek bir plandan da oluşabilir. bir çok plandan da... Tek bir planda başlayığ biten sekanslara Plan Sekans denir. Film içerisinde sekansları ayırmanın yolu, anlam bütünlüğü olan bölümleri birbirinden ayırmaktır. Sekansın ayırıcı yanı anlam bütünlüğüdür.
Kameranın birbiri ardına kaydettiği görüntüler, planlar, filmin sonunda oldukça fazla sayıda ve dağınık olarak karşımıza çıkar. Tek bir planın 6 kez yinelendiği varsıylırsa, 90 dakikalık bir film için 540 dakikalık film harcanmaktadır. Birbirleriyle pek de ilgili olmayan bu film parçaları ancak nitelikli bir kurgudan sonra anlamlı bir bütüne dönüşür. Çeşitli çekimler kurgu sonucu kendi içinde anlamlı bir filme dönüşür.
Oyuncu hataları, devamlılık hataları, teknik sorunlar ya da ışığın tutarsızlığı sonucu aynı planlar bir çok kez yinelenebilir. Bunun sonucu elde edilen fazlalıklar ancak kurgu aracılığıyla ayıklanabilmektedir.
Çekimlerde planlar öykünün giriş-gelişme-sonucuna göre değil, zaman ve mekan açısından ortak planların sırasıyla çekilmesiyle gerçekleştirilmektedir. Bir başka deyişle çekimler öykünün akışıyla bire bir örtüşmemektedir. Söz gelimi ayrı ayrı günlerde yapılmış çekimler filmin içinde aynı gün içerisinde çekilmiş ve birbirini izlermiş gibi kurgulanmaktadır. Bu biçimde öyküye göre gerçekte olamayan bir zamanı yaratma işlemine Sinemasal Zaman denir. Örneğin sokak çocuklarıyla ilgili bir belgesel, bir çok cocuğun, farklı kış aylarında görüntülenmesi sonucu tek bir kış ayında geçiyormuş gibi kurgulanarak yaratılabilmektedir.
Örneğin filmin yönetmeni senaryoda geçen hastane sekansını çekeceği hastaneyi şöyle tasarlamaktadır: Yüksek tavanlı, uzun koridoru olan, odaları geniş ve boğaz manzaralı, bahçesi geniş ve ağaçlık. Her mekanı çekilecek sahneler olarak düşünün. Böyle bir hastane bulmak olası değildir. Böyle durumlarda yönetmen planladığı her sahneyi farklı bir yerde çekerek ( Bir hastanede koridor çekimlerini yapıp, oda çekimlerini boğaza bakan bir otelin odasını hastane odası olarak düzenledikten sonra orada bitirip, bahçe olarak geniş bir parkı kullandıktan sonra) ve kurguda ışık ve oyuncu devamlılığına dikkat ederek, tek bir hastanede geçiyormuş gibi kurgulayabilir. Böylece film gerçekte olmayan, uzun koridorlu, odaları boğaza bakan geniş yeşillikli bir bahçeye sahip yeni bir haste yaratmıştır. Sinemasal Mekan yaratımı biçiminde adlandırılan da budur.
Kurgucunun görevi eldeki malzemeden olabildiğince en iyi sonucu elde etmektir. İşini iyi bilen bir kurgucu elindeki hatalarla dolu filmleri çeşitli yöntemlerle en az hatalı düzeye indirir ve filmi baştan yaratır. Kurgunun en önemli işlevi sinemada anlam yaratabilmesidir. Bu anlam ise doğru cümleyi, doğru sözcüklerle aktararak geçekleşmektedir. “ Kurgu, konunun gelişmesinde bir kısa devre yaratmamıza yardım eder. Kurguyla yaratılan mozaik, konumuzun işleyişini güçlendirir; kahramanımızı çevresine oturtur., insanı nasıl çevresini ve çevrenin nasıl insanı değiştirdiğini gösterir. Kurgu hareket durumundaki gerçek güçleri, ulusların ekonomik ve toplumsal hayatını göstermelidir.”
Not: “Video ve Film Kurgusuna Giriş” adlı eserden alıntıdır.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sevgili sınıf arkadaşlarım, kankalarım Serra ve Kaan'ın projesi olan "Bu Ne Biçim Hikaye Böyle?" adlı filmi sunmaktan gurur duyarım. Ayrıca filmde Kaan'a sürekli dalan kişide benim. Bu rolü bana layık gören sevgili dostlarıma teşekkür ediyorum. İkizim Hakan'ı :), Emre'yi, İpek ve İpar'ı da gösterdikleri başarıdan dolayı ayakta alkışlıyorum. şapada şupada şakkada şupadaaa.
Buyrun Filmin Linki : http://www.youtube.com/watch?v=0T9kVmHXfGc
Ayrıca soldaki " Bağlantılarım" bölümünden "Bu ne biçim hikaye böyle adlı kısa film" e tıklayarak izleyebilirsiniz.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı